Yıldızların Şarkısı

Güneş ışınları perdelerin arasından sızmaya çalışıyordu. Duvarların üzerinde oradan oraya zıplayan onlarca küçük ışık benekleri vardı. Kuş seslerini dinledim. Uzaktan duyulan birkaç köpek havlaması ve bir arabanın motor sesi. Bütün bunlar bitince derin sessizlik söküklerini yamamış gibi tamamlandı. Kuşların cik'li lisanlarıyla anlattıkları hikayeleri dinliyordu sessizlik. İçimden onları anlayabilmek için müthiş bir istek duydum. Yıldızların şarkısını duyan küçük kızın masalını hatırladım. Babam anlatmıştı. Gök gürültüsünden korkup ağladığım fırtınalı bir gecede...
"Evinden uzakta kalmış bir küçük kız her gece, uyumadan önce dua edermiş, yeniden ailesine kavuşmak için. Gitmek istermiş ama bir türlü bulamıyormuş onu evine götürecek yolu. Oysa rüyasında o yolu yüzlerce defa yürümüş. Tam yaklaşmışken eve, uyanırmış. Onu uyandıran da fırtınaymış. Toza katarmış her yanı, rüzgarı süpürge edip sokaklarda yolunu kaybettirirmiş küçük kıza. Tıpkı kaybolduğu günkü gibi. Büyük bir kasırga gelip oturdukları köyü yerle bir ettiğinde ailesinden ayrı düşmüş küçük kız. Onu yanına alan iki yaşlı karı koca onu çok sevmiş olsalar da kızın ailesine olan hasretinden zayıf ve hasta düşmesini engelleyememişler. Ne yapsalar ne etseler bir türlü bir çözüm bulamamışlar. Sonunda karar almışlar; içlerinde ne kadar hayat varsa hepsini, son zerresine kadar küçük kıza vermeye. Gidip evini bulabilmesi ve fırtınayla karşılaştığında güçlü olması için. Bunun yanında yüzlerindeki gülümsemelerini, yüreklerindeki sevgiyi ve merhameti, beyinlerindeki akıl ve mantığı da küçük kıza vermişler. Nasıl bir mucizeyse, tüm bunları yaptıktan sonra iki büyük beyaz kuşa dönüşüp gökyüzünde yükselmişler, yükselmişler...
Kaybolana kadar onları gözleriyle takip etmiş küçük kız. Yalnız kalmanın korkusu, onlara olan özlemi ve sevgisi, hepsi karmakarışık etmişler içini, bir an için. O gece, karanlıkta parlayan iki yıldız seslenmiş küçük kıza. "Heey, biz buradayız, merhaba küçük kız" diye neşeli neşeli konuşmuşlar. Hemen tanımış onları küçük kız ve artık hiç korkmamış geceden . Her gece gelip onunla konuşuyorlarmış. Küçük kız yalnız olmadığını fark etmiş. Anlamış ki hiç yokmuş yalnızlık. Bazen eski günleri düşünürmüş küçük kız, "keşke burada olsanız" dermiş yıldızlara. Onlar ise gülümseyip "burada değil miyiz?" diye sormuşlar ona. Sonra bir şarkı söylemeye başlarlarmış, küçük kız uykuya dalana kadar. Bir gece yine o şarkıyı dinlerken uyuyakalan küçük kız uyku ile gerçek arasında yerden gökyüzüne doğru havalandığını görür. Gittikçe yükselmiş, gittikçe yükselmiş ve yıldızların aydınlattıkları bir yolu takip ederek uçmuş, uçmuş, uçmuş... Aslında o yolu tanımış küçük kız ama hala emin olamıyormuş sonunda evine ulaşabileceğinden. Aklına fırtına geldiğinde birden deli bir rüzgar tutunmuş kollarına, ayaklarına dolanmış ve küçük kızı bir o yana bir bu yana savurmuş. Önce korkmuş küçük kız sonra yıldızların şarkısını söylemeye başlamış. Şaşırmış çünkü şarkıyı başka bir dilde söylediklerini duymuştu şimdiye kadar. Sonra daha yüksek sesle söylemeye başlamış ve ona uzaktan gülümseyen yıldızlara haykırmış: "ne olur yanınıza gelmeme izin verin" diye. İki yıldız ona aşağıda bir yerleri işaret edip yola devam etmesini ve bundan sonra da her gece yıldızların şarkısını duyacağını söylemişler. Fırtına yavaş yavaş uzaklaşırken, yerden alıp fırlattığı her şeyi tekrar yerine bırakmış. Küçük bir kulübe görünmüş. Küçük kız kulübenin kapısına kadar onu götüren ayaklarına teslim olmuş. Kapıyı tıklatmış ve beklemiş. Açan babası ve annesiymiş. Küçük kız gökyüzüne bakıp elini sallamış ve gülümsemiş. Öyle gülümsemiş ki binlerce parçaya ayrılmış o iki yıldız ve gökyüzü yıldızlarla bezenmiş... Her gece uyumadan önce dua edermiş küçük kız. Yıldızların şarkısını hep duyabilmek için..."
eylül
"Tesadüf" adlı hikayeden
Not: Lütfen kaynak belirtmeden alıntı yapmayın...![]()


