Özel Arama
headerphoto


MusicPlaylistRingtones
Create a MySpace Playlist at MixPod.com

Yıldızların Şarkısı



Güneş ışınları perdelerin arasından sızmaya çalışıyordu.  Duvarların üzerinde oradan oraya zıplayan onlarca küçük ışık benekleri vardı. Kuş seslerini dinledim. Uzaktan
duyulan birkaç köpek havlaması ve  bir arabanın motor sesi.  Bütün bunlar bitince derin sessizlik söküklerini yamamış gibi tamamlandı. Kuşların cik'li lisanlarıyla anlattıkları hikayeleri dinliyordu sessizlik.  İçimden onları anlayabilmek için müthiş bir istek duydum.  Yıldızların şarkısını duyan küçük kızın masalını hatırladım. Babam anlatmıştı. Gök gürültüsünden korkup ağladığım fırtınalı bir gecede...

"Evinden uzakta kalmış bir küçük kız her gece, uyumadan önce dua edermiş, yeniden ailesine
kavuşmak için. Gitmek istermiş ama bir türlü bulamıyormuş onu evine götürecek yolu. Oysa rüyasında o yolu yüzlerce defa yürümüş. Tam yaklaşmışken eve, uyanırmış. Onu uyandıran da fırtınaymış. Toza katarmış her yanı, rüzgarı süpürge edip sokaklarda yolunu kaybettirirmiş küçük kıza.  Tıpkı kaybolduğu günkü gibi. Büyük bir kasırga gelip oturdukları köyü yerle bir ettiğinde ailesinden ayrı düşmüş küçük kız. Onu yanına alan iki yaşlı karı koca onu çok sevmiş olsalar da kızın ailesine olan hasretinden zayıf ve hasta düşmesini engelleyememişler. Ne yapsalar ne etseler bir türlü bir çözüm bulamamışlar.  Sonunda karar almışlar; içlerinde ne kadar hayat varsa hepsini, son zerresine kadar küçük kıza vermeye.  Gidip evini bulabilmesi ve fırtınayla karşılaştığında güçlü olması için.  Bunun yanında yüzlerindeki gülümsemelerini, yüreklerindeki sevgiyi ve merhameti, beyinlerindeki akıl ve mantığı da küçük kıza vermişler. Nasıl bir mucizeyse, tüm bunları yaptıktan sonra iki büyük beyaz kuşa dönüşüp gökyüzünde yükselmişler, yükselmişler... 

Kaybolana kadar onları gözleriyle takip etmiş küçük kız. Yalnız kalmanın korkusu, onlara olan özlemi ve sevgisi, hepsi karmakarışık etmişler içini, bir an için. O gece,
karanlıkta parlayan iki yıldız seslenmiş küçük kıza. "Heey, biz buradayız, merhaba küçük kız" diye neşeli neşeli konuşmuşlar. Hemen tanımış onları küçük kız ve artık hiç korkmamış geceden . Her gece gelip onunla konuşuyorlarmış.  Küçük kız yalnız olmadığını fark etmiş. Anlamış ki hiç yokmuş yalnızlık.  Bazen eski günleri düşünürmüş küçük kız, "keşke burada olsanız" dermiş yıldızlara. Onlar ise gülümseyip "burada değil miyiz?" diye sormuşlar ona. Sonra bir şarkı söylemeye başlarlarmış, küçük kız uykuya dalana kadar. Bir gece yine o şarkıyı dinlerken uyuyakalan küçük kız uyku ile gerçek arasında yerden gökyüzüne doğru havalandığını görür. Gittikçe yükselmiş, gittikçe yükselmiş ve yıldızların aydınlattıkları bir yolu takip ederek uçmuş, uçmuş, uçmuş... Aslında o yolu tanımış küçük kız ama hala emin olamıyormuş sonunda evine ulaşabileceğinden. Aklına fırtına geldiğinde birden deli bir rüzgar tutunmuş kollarına, ayaklarına dolanmış ve küçük kızı bir o yana bir bu yana savurmuş. Önce korkmuş küçük kız sonra yıldızların şarkısını söylemeye başlamış. Şaşırmış çünkü şarkıyı başka bir dilde söylediklerini duymuştu şimdiye kadar.  Sonra daha yüksek sesle söylemeye başlamış ve ona uzaktan gülümseyen yıldızlara haykırmış: "ne olur yanınıza gelmeme izin verin" diye. İki yıldız ona aşağıda bir yerleri işaret edip yola devam etmesini ve bundan sonra da her gece yıldızların şarkısını duyacağını söylemişler. Fırtına yavaş yavaş uzaklaşırken, yerden alıp fırlattığı her şeyi tekrar yerine bırakmış. Küçük bir kulübe görünmüş. Küçük kız kulübenin kapısına kadar onu götüren  ayaklarına teslim olmuş. Kapıyı tıklatmış ve beklemiş. Açan babası ve annesiymiş. Küçük kız gökyüzüne bakıp elini sallamış ve gülümsemiş. Öyle gülümsemiş ki binlerce parçaya ayrılmış o iki yıldız ve gökyüzü yıldızlarla bezenmiş... Her gece uyumadan önce dua edermiş küçük kız. Yıldızların şarkısını hep duyabilmek için..."

eylül

"Tesadüf" adlı hikayeden


Not: Lütfen kaynak belirtmeden alıntı yapmayın...

Ruh'un gizemi

Hayat bir yolcukluk. Bir yol macerası- inişleri, yokuşları, durakları, keşifleri ile.   İlk çığlık ile ilk adım atılır ve her Can kendi kaderine yola çıkar.
Yaşam, ışığa(bilinç) ve özgürlüğe(huzur) ulaşmak için  bir labirentin dar, karanlık sokaklarından geçmek midir?..  Bu zor yolculuğun sonu herkes için farklı, yoksa Kader bu mu?..  İlk adımdan sonra kendine sorduğu tüm soruların cevaplarını bulmak için durmadan yürüyor insan.   Kendine ulaşmak için,  bulmak için, ya da, içindeki gücün farkında olmadan, sadece "yürü" dendiği için...
Bir bebeğin dünyaya gelişi kendi başına muhteşem, mucizevi bir olay. Küçük, masum, savunmasız bir Can ellerinize sığınıyor.  Hem savunmasız hem de çok güçlü!  Gücü annenin tüm ağrılarını dindirip, tüm endişeleri bir anda yok edebilir.  Bir mucize doğuyor ellerinize ve size hatırlatmak için geliyor:
"Hey, bakın ben geldim, tıpkı sizin geldiğiniz gibi, tıpkı sizin mucizeniz gibi! Ben geldim!"
Yolculuk her nereye götürürse götürsün bizim yolculuğumuzdur. Tıpkı yeni doğmuş bir bebek misali kendimizi  masum rehberimiz - yüreğimize bırakıp, mantığımıza güvenirsek eğer  içimizdeki, kendi ellerimizle yükselttiğimiz tüm duvarlar yıkılır, kendimize ulaşırız.  Ruhun tutsaklığının sona ermesidir kendine varmak ve kader adımlanmamış taşlarda kazınmış kalır... 

eylul a.
(kaynak belirtmeden alıntı yapmayın)

 

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->