Kendine giden yol

Hayat bir yolcukluk. Bir yol macerası- inişleri, yokuşları, durakları, keşifleri ile. İlk çığlık
ile ilk adım atılır ve her Can kendi kaderine yola çıkar. Yaşam, ışığa(bilinç) ve özgürlüğe(huzur) ulaşmak için bir labirentin dar, karanlık sokaklarından geçmek midir?.. Bu zor yolculuğun sonu herkes için farklı, yoksa Kader bu mu?.. İlk adımdan sonra kendine sorduğu tüm soruların cevaplarını bulmak için durmadan yürüyor insan. Kendine ulaşmak
için, bulmak için, ya da, içindeki gücün farkında olmadan, sadece "yürü" dendiği için...
Bir bebeğin dünyaya gelişi kendi başına muhteşem, mucizevi bir olay. Küçük, masum, savunmasız bir Can ellerinize sığınıyor. Hem savunmasız hem de çok güçlü! Gücü annenin tüm ağrılarını dindirip, tüm endişeleri bir anda yok edebilir. Bir mucize doğuyor ellerinize ve size hatırlatmak için geliyor: "Hey, bakın ben geldim, tıpkı sizin geldiğiniz gibi, tıpkı sizin mucizeniz gibi! Ben geldim!"
Yolculuk her nereye götürürse götürsün bizim yolculuğumuzdur. Tıpkı yeni doğmuş bir bebek misali kendimizi masum rehberimiz - yüreğimize bırakıp, mantığımıza güvenirsek eğer içimizdeki, kendi ellerimizle yükselttiğimiz tüm duvarlar yıkılır, kendimize ulaşırız. Ruhun tutsaklığının sona ermesidir kendine varmak ve kader adımlanmamış taşlarda kazınmış kalır...
eylül a.
(lütfen, kaynak belirtmeden alıntı yapmayın, teşekkürler)






