Çocuk yetiştirebilirmiyiz?
Eğer çocuk aile terbiyesi almaz ise ne olurdu? Şüphesiz hayatta kalırdı, ancak psikolojik gelişimi dengeli ve sağlıklı olmazdı çünkü tesadüfi etkilere bağımlı olacaktır.
Terbiye çapraşık bir eylemdir ve bu eylem sosyal çevrenin üzerindeki etkilerini çocuğun gelişmesinde en iyi netice verecek şekilde organize eder. Herşeyden önce çocuğun kişisel özellikleri ve sinir sistemini anlamak, çözmek gerekir. Farklı çocuklarda benzer başarı getirmiş evrensel pedagojik metotlar yoktur. Terbiye metotları bazılarında pozitif tesir etse de, bazılarında tam tersi-baskı yaratır. Doğru terbiye için çeşitli etkileri olan uygun sosyal çevre gereklidir. Tabi ki pedagojik yaklaşım ve çocuğa terbiye sınamaları sunan yetişkinlerin becerisi önemlidir. Çocukların yetişmesinde özellikle yetişkinlerin davranışları önemli. Onların söyledikleri ve yaptıkları uyumsuz ise pozitif sonuçlar beklenemez.
Çocuğun eğitimine hayatının ilk günlerinden başlanmalı. Bu süreç ilk olgunlaşma dönemine kadar devam eder, ancak erken çocukluk dönemi en yüksek verim alınan dönemdir. Bu dönemde çocuğun terbiyesinde ihmal edilenler veya gözden kaçanlar hayatı boyunca psikolojik gelişimine tesir edebilirler. Sonradan terbiye vermenin zamanında ve doğru verilenden çok daha zordur. En kalıcı terbiye etkileri ailede alınanlardır. Ebeveynlerinin ilgisiyle çocuk ilk kez çevresi ile tanışır. Belki de burada gizlidir ve hiçbir şey ile değişmeyen çocuğun üzerindeki anne etkisinin sihri. Çocuğun ilk eğitmeni annesidir. Onun gelecekteki eğitimi annesinin bu zorlu ve çapraşık, sorumluluk isteyen sürece olan yaklaşımına, irade ve ısrarına, derin sevgisine ve sorunların üstesinden gelme isteğine bağlıdır. Çocuğun terbiyesinde baba da rol alır. Çocuklar anne ve babaya aynı oranda ihtiyaç duyarlar ve ebeveynler ayrı ayrı çocuğun gelişiminde değişmez bir tesir bırakırlar. Ailenin geri kalan üyeleri de çocuğun yetişmesinde kuşkusuz önemli rol oynarlar.
Kuşkusuz çocuk yetiştirmek zor, meşakatli bir sorumluluktur. Eğer gerçekten bir sorumluluk olduğu idrak edilir ise ve bu ilişkide sahiplenmek yerine tarafsızca ve dikkatle davranılırsa aşılmayacak zorluklar olmayacaktır.
Sonuç olarak;
* Çocuğu aşağlamayın.
"Nasıl yapabildin?" veya "Nekadar aptalsın!" ya da "Hiçbir şey beceremezsin!" diyerek çocuğun özsaygısına zarar vermekteyiz.
* Tehditlere başvurmayın.
Tehditler çocuğun özgüvenini zayıflatır. "Bir kez daha yaparsan...!" veya "Bir daha kardeşine vurursan annen seni öyle pataklayacak ki uzun süre unutmayacaksın!" diyoruz. Her tehditten sonra çocuk kendini dışlanmış hisseder ve bizden korkar, hatta nefret eder. Tehditlerin çocuğun üstünde negatif psikolojik etkileri var. Bu bazı sınırlamarı uygalamak kötüdür anlamına gelmemeli. Bazı anneler tehdit konusunu yanlış algılayarak çocuğa hiçbir zaman "hayır" dememek gerekir anlamını çıkarırlar. Tam tersi: Çocuk sınırları geçtiğinde ve sizin onu durdurmanız gerektiğinde bunu yapın, gerekirse küçük şaplaklarla. Tehditler geleceğe iletilir, çocuklar ise şimdiki zamanda yaşamaktalar. Tehditlerin gelecekteki davranışların üzerinde tesiri yok.
* Çocuğunuza rüşvet teklif etmeyin.
En yaygın rüşvetçilik örneği babaların karne karşılığı söz verdikleridir. Böyle bir davranış neticesinde çocuğun motivasyonu içsel olmaktan çıkıp dışsal olur. Yani çocuk kendisini tatmin için, ve yeni bilgiler ile kendi görüş açısını zenginleştirmek için ders çalışmaktan vaz geçip dışarıdaki ödül için çalışmaya başlar.
* İyi kararlar vermesi için zorlamayın.
Şöyle bir örnek verelim: Küçük Can kötü bir şey yapar. Annesi kızar ve "Bir daha yapmayacağına söz ver bana!" der. Can kurnazlıkla söz verir. Yarım saat geçmemiştir ki yine aynı şeyi yapar. Annesi çok kızmıştır, kendini zor tutarak "Can, hani bana söz vermiştin!" der çünkü çocuklar için verilen sözlerin bir anlamı olmadığını bilmemektedir. Sözler gelecekle ilgili, çocuklar ise şimdiki zamanda yaşamaktalar. Eğer daha duygusal bir çocuk ise, ondan söz vermesini istemek sözünde durmadığında onun kendisini suçlu hissetmesini sağlayacaktır. Veya o kadar duygusal değilse çocuk edepsiz olmayı öğrenir ve davranışın yerini boş sözlerle doldurur.
* Fazla korumacı olmayın.
Çocuğa çok korumacı davranmak onun kendisine olan güvenini sarsabilir. Eğer anne çocuğa aşırı korumacı bir davranıştaysa ona öğrettiği şu olur: "Sen tek başına yapamazsın. Sana yakın olmalıyım ve seninle ilgilenmeliyim". Sanırım birçok ebeveyn çocuklarına güvenmemekte. Oysa sloganları "Çocuğumun kendi başına yardımsız yapabileceklerini hiçbir zaman onun yerine yapmamalıyım" olmalı.
* Uzun konuşmalardan kaçının.
Çocuklar için uzun konuşmaların anlamı: "Bütün bunları sen anlayamazsın bu yüzden iyisi mi ne konuştuğumu iyi dinle" olur. Bir de çocukların bu konuda söyledikleri ile örnek verirsek: Beş yaşında bir çocuk babasına sormuş: "Baba neden benim kısa sorularıma bu kadar uzun cevaplar veriyorsun?" Bir diğer aynı yaştaki çocuk ise yuvadaki arkadaşını bu şekilde tehdit etmiş: "Seni döverim, parçalara bölerim, anlatırım sana ben!"
* Körü körüne, gecikmeksizin itaat beklemeyin.
Eşiniz size seslense: "Canım, ne yapıyorsan hemen bırak ve bana bir bardak çay demle getir!" Düşünüyorum da içinizden o çayı eşinizin üstüne dökme düşüncesi geçecektir. Oyunun ortasında oynamayı bırakmasını söyleyip başka şey yapmasını istediğinizde çocuğunuz da aynı hissedecektir. Bu yüzden söylenenleri algılaması için ona zaman tanıyın. Derhal, gecikmeksizin itaat bir robota veya diktator yönetimli bir devletin vatandaşına göredir, bu biçimde otokontrollü, özgür kişilik yetiştirilemez.
* Çocuğu şımartmayın ve ona karşı fazla hoşgörülü olmayın.
Çocuğu şımartmak, bütün isteklerini yerine getirmek büyüklerin "bozmak-yıkmak-harabetmek" dediklerine götürür. Gerçekte kolay geri adım atan, "hayır" demekten çekinen, sınırları belirlemekte yeterli katılık gösteremeyen ebeveyn aslında bu şekilde çocukta bütün kuralların esnek olduğu ve biraz baskı ile yıkılabildikleri görüşünün oluşmasına sebep vermektedir. Belki evde işe yarar ancak çocuğun dış dünya temasları acı verici olacaktır. Çocukları şımartmak ve fazla hoşgörülü olmakla onlardan bir gün bağımsız, kendilerini kontrol edebilme, değişme şanslarını elden almış oluyoruz.
* Kural koymada ve uygulamada prensili olun.
Eğer anne pazartesi affedici olursa ve salı çocuğun hatalarını cezalandırırsa, sonuç trafik ışıklarında sürücülerin davranışına benzer olur: bugün kırmızıda geç, yarın dur. Çocuk kesin davranışa ihtiyaç duyar ve ondan ne istendiğinden az da olsa emin olmalı.
* Çocuğun yaşına uygun olmayan kurallar koymayın.
İki yaşındaki bir çocuktan beş yaşındaymışçasına davranmasını beklemeyin - bu şekilde size karşı hoş olmayan hisler besleyecektir ve nefret duyacaktır. Ondan olgun davranış bekleyerek kendisi hakkındaki fikrin gelişimine engel olmaktasınız.
*Suçlayıcı ve nasihat verici davranmaktan kaçının.
Nasihat vermek, suçlamak çocuğun kendisi için kötü fikirler edinmesine sebep verir. Bu şekilde bir davranış şu mesajı verir çocuğa: "Yaptığın şey çok kötü. Sen iyi bir çocuk değilsin. Nasıl yapabilirsin bunu annene, o senin için herşey yaparken?" Sözlü onaylanmama çocuğun üzerinde zayıf etki ederken kendisi hakkındaki düşünceleri yaralar.
* Yerine getirilmesinin üzerinde durmayacağınız emirler vermeyin
Klasik bir sahne: Anne der ki: "Koltuğa tırmanma" Çocuk tırmanmaya devam eder. "Murat, sana tırmanmamanı söyledim!" Çocuk duymazdan gelir. "Murat, duydun mu? Şimdi sana koltuğa tırmanmamanı söylemiştim!" Çocuk duymazdan gelerek devam eder ve anne pes etmiştir. Bu şekilde çocuk annesinin söylediklerini dinlememeyi ve istediklerini yerine getirmemeyi öğrenir. Bu yüzden yerine getirilmesini sağlayamayacağınız şeyler için, eğer yaptırmaya kararlı değilseniz emir vermeyin.
(kaynak belirtmeden alıntı yapmayın, teşekkürler)









